Türkiye ekonomisinde istihdamın ve üretimin önemli bölümünü üstlenen KOBİ'lerin sigorta korumasındaki eksiklikler, afetlerin ekonomik etkilerini büyütüyor. Deprem, yangın, sel ve siber saldırılar karşısında yeterli güvenceye sahip olmayan işletmelerin faaliyetlerine ara vermesi, tedarik zincirinden istihdama kadar geniş bir alanda risk yaratıyor.
Türkiye ekonomisinin en önemli yapı taşlarından biri olan küçük ve orta büyüklükteki işletmeler (KOBİ), üretimden ihracata, istihdamdan ticarete kadar pek çok alanda belirleyici rol oynuyor. Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) Aralık 2025'te yayımladığı verilere göre 2024 yılında Türkiye'de faaliyet gösteren yaklaşık 3,9 milyon KOBİ, toplam girişimlerin yüzde 99,6'sını oluşturdu. İstihdamın yüzde 68,5'ini, cironun yüzde 44,1'ini ve katma değerin yüzde 41,2'sini de bu işletmeler sağladı.
Ekonominin böylesine büyük bir bölümünü oluşturan KOBİ'lerin karşı karşıya olduğu riskler ise giderek çeşitleniyor. Türkiye'nin deprem gerçeğine iklim değişikliğinin etkisiyle artan aşırı hava olayları, yangınlar, siber saldırılar ve tedarik zinciri kesintileri ekleniyor. İşletmelerin bu risklere karşı sahip olduğu finansal koruma ise önemli soru işaretleri barındırıyor.
Sigorta sektöründen gelen son değerlendirmeler, özellikle küçük ölçekli işletmelerde ciddi bir koruma açığı bulunduğunu ortaya koyuyor. Olası bir afetin ardından ortaya çıkan ekonomik kaybın önemli bölümünün sigorta sistemi dışında kalması, işletmelerin toparlanmasını güçleştirirken ülke ekonomisi üzerindeki yükü de artırabiliyor.
Küçük işletmelerde sigortalılık oranı
Türkiye'de işletmelerin sigorta korumasına ilişkin veriler, işletme ölçeği büyüdükçe sigortalılık düzeyinin de önemli ölçüde değiştiğini gösteriyor. Türkiye Sigorta Birliğinin (TSB) Nisan 2025'te açıkladığı verilere göre Marmara Bölgesi'ndeki ticari ve sınai işletmelerin yaklaşık yüzde 40'ında isteğe bağlı deprem teminatı bulunuyor. Bu oran, deprem riskinin yoğun olduğu ve Türkiye'nin sanayi kapasitesinin önemli bölümünü barındıran bir bölgede dahi sigorta korumasının geliştirilmesine ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Aynı açıklamaya göre bölgedeki 6 milyon 840 bin konutun yüzde 63,43'ünde zorunlu deprem sigortası (DASK) poliçesi bulunurken, isteğe bağlı deprem teminatı olan konutların oranı yüzde 36'da kalıyor.
Sektör temsilcilerinin değerlendirmeleri de benzer bir tabloya işaret ediyor. Anadolu Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Aydın Bozdemir’e göre büyük ölçekli sınai ve ticari iş yerlerinde sigortalılık oranı yüzde 90'ın üzerinde seyrederken KOBİ’lerde bu oran yüzde 25-30 bandında bulunuyor. Bu tablo, her 100 KOBİ’nin yaklaşık 70'inin sigorta güvencesinden yoksun olduğu anlamına geliyor.
Afetlerin ekonomik yükü sigorta korumasının önemini gösteriyor
Türkiye'nin afet riskleri karşısındaki finansal kırılganlığı en açık biçimde 6 Şubat 2023 depremlerinde görüldü. Sigorta sektörünün Şubat 2026'da paylaştığı değerlendirmelere göre, depremlerin toplam ekonomik etkisi yaklaşık 103 milyar dolar seviyesine ulaşırken sigorta şirketleri ve DASK aracılığıyla yapılan tazminat ödemeleri yaklaşık 5 milyar dolar oldu. Ekonomik etki ve sigorta ödemeleri farklı kapsamları ifade etmekle birlikte, aralarındaki büyük fark afetlerin finansal sonuçlarının ne kadar geniş bir alana yayıldığını gösteriyor.
Gelecek senaryolar da bu yükün büyüyebileceğini gösteriyor. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) yaptırdığı ilk deprem stres testine göre, Marmara Denizi’nde 7,1 ile 7,4 arasında değişen büyüklüklerde dört senaryo üzerinden yapılan modellemede olası bir Marmara depreminin yalnızca sigorta sektörüne yükü, DASK hariç, yaklaşık 21 milyar dolara ulaşabiliyor. Bu tutar, 6 Şubat depremlerinde ödenen yaklaşık 5 milyar doların kabaca dört katı anlamına geliyor. Hesaplamada 2024 sonu değerleri ve güncel kur esas alındı.
KOBİ'ler açısından bu tablo çok daha kritik sonuçlar doğurabiliyor. Büyük işletmelerin sahip olduğu finansal rezervler, alternatif üretim tesisleri ve krediye erişim imkanları küçük işletmelerde çoğu zaman sınırlı kalıyor. Bir atölyenin makinelerini kaybetmesi, bir mağazanın stoklarının sel sularından zarar görmesi veya bir üretim tesisinin deprem nedeniyle kullanılamaz hale gelmesi, işletmenin faaliyetlerini uzun süre durdurabiliyor.
Hasarların onarılması ve ekipmanların yeniden temin edilmesi için gereken kaynak bulunamadığında geçici bir faaliyet kesintisi kalıcı bir kapanmaya dönüşebiliyor. Böyle bir durumda kayıp işletme sahibinin sermayesiyle sınırlı kalmıyor; çalışanlar, tedarikçiler ve müşteriler de ortaya çıkan ekonomik sonuçlardan etkileniyor.
Fiziksel hasarın ardından iş durması riski başlıyor
KOBİ'lerin finansal dayanıklılığı açısından en önemli konulardan biri, hasar sonrasında faaliyetlerin ne kadar sürede yeniden başlayabileceği. Örneğin bir üretim tesisinde çıkan yangın nedeniyle makinelerin kullanılamaz hale geldiğini düşünelim. Uygun bir sigorta poliçesi, teminat koşulları ve limitleri çerçevesinde hasar gören makinelerin onarım veya yenileme maliyetini karşılayabilir. Ancak makinelerin yeniden kurulması, yedek parçaların temin edilmesi ve üretimin eski kapasitesine ulaşması aylar sürebilir.
Bu süre boyunca işletmenin satış gelirleri azalırken çalışan ücretleri, kira, kredi taksitleri ve diğer sabit giderleri devam edebilir. Özellikle sınırlı işletme sermayesiyle faaliyet gösteren KOBİ'ler için bu tablo ciddi bir nakit akışı sorununa dönüşebilir. İş durması ve kâr kaybı teminatları bu nedenle önem taşıyor. Genellikle poliçede güvence altına alınmış bir maddi hasara bağlı faaliyet kesintilerinde devreye giren bu teminatlar, belirlenen koşullar ve tazminat süresi dahilinde işletmenin mali kayıplarını karşılamaya yardımcı olabiliyor.
Türkiye'de yaygın olarak kullanılan Zorunlu Deprem Sigortası'nın (DASK) kapsamı da bu açıdan dikkatle değerlendirilmeli. DASK, belirli bina türlerinde deprem kaynaklı fiziki hasarlara yönelik güvence sağlıyor; iş durması, kâr kaybı, stoklar ve taşınır mallar kapsam dışında bulunuyor. Tamamı ticari veya sınai amaçla kullanılan binalar da zorunlu deprem sigortası kapsamına girmiyor. Dolayısıyla ticari işletmelerin bina, makine, ekipman, stok ve faaliyet kesintisi risklerini kendi ihtiyaçlarına uygun ticari sigorta programlarıyla değerlendirmesi gerekiyor.
Bir işletmedeki kayıp tedarik zincirinin tamamını etkileyebilir
KOBİ'lerin sigorta korumasındaki eksiklikler, birbirine bağlı üretim ve ticaret ağları nedeniyle daha geniş ekonomik sonuçlar yaratabiliyor. Otomotiv sektörüne parça üreten küçük bir işletmenin deprem veya yangın nedeniyle üretimini durdurması, kendisinden ürün bekleyen büyük bir sanayi kuruluşunun üretim planını aksatabilir. Benzer şekilde bir lojistik firmasının faaliyetlerine ara vermesi, çok sayıda işletmenin sevkiyat ve teslimat süreçlerini etkileyebilir. Bu tür kesintiler uzadığında teslimat gecikmeleri, sözleşmesel yükümlülükler, alternatif tedarik maliyetleri ve müşteri kaybı gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. İşletmeler arasındaki ticari alacakların tahsil edilememesi ise zincirleme bir finansman baskısı yaratabiliyor.
Allianz Commercial'ın 2026 Risk Barometresi'nde iş kesintilerinin küresel ölçekte şirketlerin en fazla endişe duyduğu riskler arasında üçüncü sırada yer alması da bu kırılganlığı ortaya koyuyor. Bu nedenle işletmelerin risk yönetiminde kendi tesislerindeki tehlikelerin yanı sıra kritik tedarikçilerin, lojistik ağlarının ve enerji altyapısının sürekliliğini de değerlendirmesi önem taşıyor.
KOBİ'lerin risk haritasında siber saldırılar da büyüyor
Dijitalleşme, KOBİ'lere yeni pazarlara ulaşma ve operasyonel verimlilik açısından önemli fırsatlar sunarken siber güvenlik risklerini de artırıyor. Siber güvenlik şirketi Kaspersky'nin 2026 yılında Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 18 ülkede gerçekleştirdiği araştırmaya göre, Türkiye'deki araştırma katılımcılarının yüzde 58'i son bir yıl içinde en az bir siber güvenlik olayı yaşadığını belirtiyor. Araştırmada yazılım açıklarının istismar edilmesi, kimlik avı saldırıları ve ele geçirilen kullanıcı bilgileri öne çıkan tehditler arasında yer alıyor.
Bir işletmenin muhasebe sistemlerine erişimin engellenmesi, müşteri verilerinin ele geçirilmesi veya üretim yazılımlarının kullanılamaz hale gelmesi doğrudan finansal kayıplara yol açabiliyor. Özellikle dijital altyapısını korumak için yeterli teknik personel ve bütçe ayıramayan küçük işletmelerin bu tür olaylardan toparlanması güçleşebiliyor.
Siber sigortalar, poliçe koşullarına bağlı olarak olay müdahalesi, veri kurtarma, hukuki giderler, üçüncü kişilere karşı sorumluluklar ve siber olay nedeniyle yaşanan iş kesintileri için belirli güvenceler sunabiliyor. Ancak etkili bir koruma için sigortanın düzenli veri yedekleme, çalışan eğitimi ve güncel güvenlik önlemleriyle desteklenmesi gerekiyor.
Sigorta koruma açığını azaltacak yeni düzenlemeler gündemde
Türkiye'de sigortalılık oranlarının artırılması ve afetlerin ekonomik etkilerinin azaltılması, önümüzdeki dönemin sigortacılık politikalarında önemli bir yer tutuyor. 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program'da, afet risklerini daha geniş bir koruma altına almak amacıyla zorunlu afet sigortası mekanizmasının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması hedefleniyor. Mevcut zorunlu deprem sigortası sisteminin sel ve orman yangını gibi afetleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi planlanıyor.
Programın KOBİ'leri doğrudan ilgilendiren bir diğer başlığı ise Devlet Destekli Alacak Sigortası. İşletmelerin vadeli satışlarından kaynaklanan tahsilat risklerini azaltmayı amaçlayan uygulamanın daha etkin hale getirilmesi, finansmana erişim ve işletme sermayesi yönetimi açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Afet sigortası ve alacak sigortası farklı risklere yönelik koruma sağlasa da her iki alandaki gelişmelerin ortak hedefi işletmelerin beklenmedik kayıplar karşısında finansal dayanıklılığını güçlendirmek.
Ekonomik dayanıklılık KOBİ'lerin risk yönetimiyle başlıyor
KOBİ'lerin sigorta koruma açığının azaltılması için işletmelerin faaliyet gösterdikleri sektörün risklerini doğru belirlemesi, varlık değerlerini güncel tutması ve olası bir kesintinin finansal sonuçlarını önceden hesaplaması gerekiyor. Özellikle bina, makine ve stok değerlerindeki değişimlerin poliçelere yansıtılması, teminat limitleri ile muafiyetlerin gözden geçirilmesi ve iş durması sürelerinin gerçekçi biçimde belirlenmesi, büyük bir hasar sonrasında yaşanabilecek finansman açığını azaltabilir.
Risk mühendisliği çalışmaları, yangın güvenliği önlemleri, afet hazırlıkları ve iş sürekliliği planları da bu sürecin tamamlayıcı unsurları arasında bulunuyor. İşletmelerin fiziksel ve finansal risklerini birlikte ele alması, hem olası hasarın büyüklüğünü azaltmaya hem de faaliyetlerine daha hızlı dönebilmelerine katkı sağlayabilir.
Türkiye'de milyonlarca KOBİ'nin üretim, istihdam ve ticaret ağlarıyla ekonomiye bağlı olduğu düşünüldüğünde, sigorta korumasının yetersizliği ülke genelinde biriken önemli bir finansal risk oluşturuyor. Bu açığın azaltılması, işletmelerin ayakta kalmasını desteklerken afetlerin kamu maliyesi, istihdam ve ekonomik büyüme üzerindeki etkilerinin hafifletilmesine de katkı sağlayacak.