OSB’lerde iklim riskine karşı yeni savunma hattı

OSB’lerde iklim riskine karşı yeni savunma hattı

Aşırı sıcaklar, ani seller, kuraklık ve enerji kesintileri organize sanayi bölgelerinde tesisleri ve daha ötesinde üretimin devamlılığını tehdit ediyor.

Aşırı sıcaklar, ani seller, kuraklık ve enerji kesintileri organize sanayi bölgelerinde tesisleri ve daha ötesinde üretimin devamlılığını tehdit ediyor. Önlem 

Organize sanayi bölgeleri (OSB) Türkiye’nin üretim kapasitesinin ve ihracat gücünün en önemli merkezleri arasında yer alıyor. Bununla birlikte de çok sayıda fabrikanın, enerji hattının, arıtma tesisinin, lojistik ağın ve ortak altyapının aynı bölgede yoğunlaşması, OSB’leri iklim kaynaklı tehlikelere karşı daha hassas hale getiriyor.

Aşırı sıcaklar üretim makinelerinden elektrik sistemlerine kadar pek çok ekipmanın performansını etkilerken, kısa sürede düşen yoğun yağışlar fabrika sahalarında ve ortak altyapılarda su baskınlarına neden olabiliyor. Kuraklık suya bağımlı üretim süreçlerini zorlaştırıyor; enerji kesintileri ise otomasyon sistemlerinin durmasına, ürünlerin bozulmasına ve teslimatların aksamasına yol açabiliyor. OSB’lerde iklim riskine hazırlık çevresel sürdürülebilirlik gerekliliği olmakla beraber, tesis güvenliği, üretim sürekliliği, finansal dayanıklılık ve sigortalanabilirlik açısından da önem taşıyor.

Tek risk çoklu etki yaratabiliyor

OSB’leri diğer üretim alanlarından ayıran en önemli özelliklerden biri, tesislerin ortak altyapılara bağımlı olması. Elektrik dağıtım sistemi, doğal gaz hattı, su şebekesi, arıtma tesisi, telekomünikasyon altyapısı veya ulaşım bağlantısında yaşanacak bir sorun, fiziksel olarak zarar görmeyen işletmelerin bile üretimini durdurabiliyor. Örneğin yoğun yağış sonrasında bir fabrikanın kendisi su baskınından etkilenmese dahi bölgeye ulaşımı sağlayan yolların kapanması, ham maddenin tesise ulaşmasını veya ürünlerin müşteriye sevk edilmesini kesintiye uğratabiliyor. Benzer şekilde OSB’nin enerji dağıtım merkezinde meydana gelen bir arıza, birbirinden farklı sektörlerde faaliyet gösteren çok sayıda işletmeyi aynı anda etkileyebiliyor. Bu yapı, riskin tek tek fabrikalar üzerinden değil, bölgenin bütününü kapsayan bir sistem olarak değerlendirilmesini gerektiriyor. Dünya Bankası’nın Türkiye’de kritik altyapıların dayanıklılığına ilişkin çalışmaları da afet ve iklim riskleri karşısında OSB’lerde iş sürekliliği planlamasının önemine dikkat çekiyor. Örneğin raporda, İstanbul Tuzla OSB örneği veriliyor ve sanayi bölgelerinin afetlere ve iklim değişikliğine karşı dayanıklılığının güçlendirilmesi konusunun elzem olduğu vurgulanıyor. Bu kapsamda yapılması gerekenler arasında da deprem ve hidrometeorolojik tehlikeleri kapsayan risk analizlerinin çıkarılması, kritik hizmetlerin belirlenmesi ve işletmelerin üretime dönüşünü hızlandıracak iş sürekliliği planlarının hazırlanması gibi adımların bulunduğu belirtiliyor.

Sigorta, hasar meydana geldikten sonra devreye giren bir finansman aracının ötesine geçerek hasarı önlemeye yönelik teknik çalışmalarla destekleniyor.
Sigorta, hasar meydana geldikten sonra devreye giren bir finansman aracının ötesine geçerek hasarı önlemeye yönelik teknik çalışmalarla destekleniyor.

Tehlikeyi hasardan önce görünür kılmak

İklim risklerine karşı hazırlığın ilk adımını risk mühendisliği çalışmaları oluşturuyor. Risk mühendisliği, tehlikelerin tesiste hangi noktaları etkileyebileceğini, üretimi ne kadar süre durdurabileceğini ve olası kaybın nasıl azaltılabileceğini araştırıyor. Çalışma kapsamında tesisin bulunduğu bölgenin sel, taşkın, fırtına, dolu, orman yangını, aşırı sıcaklık ve su stresi haritaları inceleniyor. Ardından binalar, üretim hatları, elektrik sistemleri, kritik makineler, depolar, ham madde stokları ve yangından korunma altyapısı değerlendiriliyor.

Bir fabrikanın içinden dere geçmesi gerekmiyor; yetersiz yağmur suyu tahliyesi, zeminden düşük depo girişleri veya bodrum kata yerleştirilen elektrik panoları da önemli su baskını riskleri yaratabiliyor. Benzer şekilde aşırı sıcaklık, yalnızca çalışanların sağlığını değil; trafoları, kompresörleri, soğutma sistemlerini, elektronik kontrol ünitelerini ve yangın söndürme altyapısını da etkileyebiliyor.

Risk mühendisleri bu noktada drenaj kapasitesinin artırılması, su bariyerleri kurulması, kritik ekipmanın daha yüksek seviyelere taşınması, yedek enerji sistemlerinin güçlendirilmesi, sıcaklık ve nem sensörlerinin kullanılması gibi önlemler önerebiliyor. Böylece sigorta, hasar meydana geldikten sonra devreye giren bir finansman aracının ötesine geçerek hasarı önlemeye yönelik teknik çalışmalarla destekleniyor.

Sıcak etkisiyle trafo ve elektrik panolarında aşırı ısınma, soğutma sistemlerinde kapasite kaybı, üretim makinelerinde plansız duruş görülebiliyor.
Sıcak etkisiyle trafo ve elektrik panolarında aşırı ısınma, soğutma sistemlerinde kapasite kaybı, üretim makinelerinde plansız duruş görülebiliyor.

Aşırı sıcaklar görünmeyen hasarlar yaratıyor

Yüksek sıcaklıkların sanayi tesisleri üzerindeki etkisi çoğu zaman doğrudan fark edilmiyor. Oysa uzun süre devam eden sıcak hava dalgaları elektrik talebini artırırken, ekipmanların soğutulmasını da zorlaştırıyor. Trafo ve elektrik panolarında aşırı ısınma, soğutma sistemlerinde kapasite kaybı, üretim makinelerinde plansız duruş ve hassas ürünlerde kalite bozulması görülebiliyor.

Sıcaklık aynı zamanda çalışanların dikkat ve fiziksel performansını etkileyerek iş kazası riskini de artırabiliyor. Bu nedenle sıcak hava riskinin yalnızca klima kapasitesi üzerinden değerlendirilmesi yeterli değil. Kritik ekipmanın sıcaklık limitleri, havalandırma koşulları, vardiya düzeni, çalışanların dinlenme alanları ve acil müdahale prosedürleri birlikte ele alınmalı.

Çatı ve cephe malzemelerinin ısı yükünü azaltacak biçimde yenilenmesi, ekipman odalarında kesintisiz sıcaklık takibi yapılması ve kritik soğutma sistemleri için yedek kapasite oluşturulması, risk mühendisliği çalışmalarında öne çıkan önlemler arasında bulunuyor.

Sel yerleşimleri ve üretim alanlarını çaresiz bırakan en önemli afetler arasında geliyor.
Sel yerleşimleri ve üretim alanlarını çaresiz bırakan en önemli afetler arasında geliyor.

Sel riski tesis sınırında başlamıyor

Ani ve yoğun yağışlar, özellikle zeminin büyük bölümünün beton veya asfaltla kaplı olduğu sanayi bölgelerinde suyun toprağa karışmasını zorlaştırıyor. Yağmur suyu kanallarının kapasitesinin aşılması halinde yollar, fabrika sahaları, depolar ve bodrum katlar kısa sürede su altında kalabiliyor. Sel riskine karşı, OSB genelindeki drenaj sistemi, dere yatakları, yağmur suyu toplama hatları ve suyun tahliye edileceği alanlar incelenmeli. Geçirgen yüzeylerin artırılması, yağmur suyu depolama alanlarının oluşturulması, kritik binaların çevresine bariyer kurulması ve elektrik sistemlerinin zemin seviyesinden yükseltilmesi olası hasarı önemli ölçüde azaltabiliyor. Ayrıca ve belki de en önemlisi sel senaryolarında çalışanların tahliyesi kadar; ham madde, kimyasal madde ve tehlikeli atıkların çevreye yayılmasının önlenmesi de önem taşıyor. Aksi halde fiziksel hasara çevre sorumluluğu ve temizleme maliyetleri de eklenebiliyor.

Su stresi, özellikle suyun doğrudan üretimde kullanıldığı tekstil, gıda, kimya, metal, kâğıt ve enerji sektörleri için önemli bir operasyonel risk oluşturuyor.
Su stresi, özellikle suyun doğrudan üretimde kullanıldığı tekstil, gıda, kimya, metal, kâğıt ve enerji sektörleri için önemli bir operasyonel risk oluşturuyor.

Kuraklık, enerji kesintileri ve iş sürekliliği

Su stresi, özellikle suyun doğrudan üretimde kullanıldığı tekstil, gıda, kimya, metal, kâğıt ve enerji sektörleri için önemli bir operasyonel risk oluşturuyor. Su tüketiminin proses bazında ölçülmesi, kayıp ve kaçakların izlenmesi, arıtılmış suyun yeniden kullanılması, yağmur suyu hasadı ve kapalı devre sistemler bu riski azaltabiliyor.

Enerji kesintileri de üretim hatlarını, soğuk hava depolarını ve otomasyon sistemlerini saatlerce devre dışı bırakabiliyor. Jeneratör ve kesintisiz güç kaynaklarının kapasitesi düzenli olarak test edilmeli; kritik trafolar, yakıt tedariki ve alternatif enerji kaynakları planlanmalı. İş sürekliliği planlarında ise öncelikle devreye alınacak üretim hatları, alternatif tedarikçiler, güvenli stoklar ve iletişim süreçleri belirlenmeli. OSB yönetimi ile işletmelerin sel, yangın ve uzun süreli kesinti senaryolarına karşı ortak tatbikatlar yapması da önem taşıyor.

Risk mühendisliği çalışmaları, alınacak önlemleri ve doğru teminat yapısını belirleyerek işletmenin hem dayanıklılığını hem de sigortalanabilirliğini güçlendirebilir.
Risk mühendisliği çalışmaları, alınacak önlemleri ve doğru teminat yapısını belirleyerek işletmenin hem dayanıklılığını hem de sigortalanabilirliğini güçlendirebilir.

Sigorta koruması tesisin gerçek riskine göre kurulmalı

Her tesisin konumu, üretim yapısı, makine parkı, stokları ve altyapı bağımlılığı farklı olduğu için sigorta programı da bu özelliklere göre hazırlanmalı. Yangın poliçesine sel, su baskını, fırtına, dolu ve yıldırım gibi ek teminatlar dahil edilmeli; bina, makine, ham madde, ürün ve enerji sistemleri güncel değerleriyle sigortalanmalı. Makine kırılması, elektronik cihaz, çevre kirliliği mali sorumluluk ve kâr kaybı teminatları da tesisin faaliyetlerine göre değerlendirilmelidir.

Üretimin durması, fiziksel hasardan daha büyük bir mali kayıp yaratabileceği için iş durması teminatının süresi gerçek toparlanma süresine göre belirlenmeli. Ortak elektrik, su veya doğal gaz altyapısındaki bir arızanın üretimi durdurması ihtimali de poliçe şartlarında açıkça ele alınmalı. Risk mühendisliği çalışmaları, alınacak önlemleri ve doğru teminat yapısını belirleyerek işletmenin hem dayanıklılığını hem de sigortalanabilirliğini güçlendirebilir.

Benzer İçerikler

Geleceğin enerji yönetiminde akıllı şebekelerin rolü

Geleceğin enerji yönetiminde akıllı şebekelerin rolü