İş dünyasında yapay zeka kullanımı yaygınlaşıyor. Şirketlerin bu alandaki farkı ise yapay zekayı sadece deneyenlerle onu nereye konumlandıracağını bilenler arasında ortaya çıkıyor.
Fortune’un Nisan 2025’te yayımladığı bir araştırma, büyük ölçekli şirketlerin yüzde 90’ının yapay zekadan yararlandığını, yüzde 58’inin ise bu kullanım sayesinde cirolarında yüzde 1 ile yüzde 10 arasında artış sağladığını ortaya koyuyor. Ancak bu veriler, yapay zekanın yaygınlaştığını gösterirken asıl farkın, onu gerçekten iş sonuçlarına dönüştürebilen şirketlerle yalnızca “deneyenler” arasında oluştuğunu da açık biçimde işaret ediyor.
Yapay zekayı iş süreçlerine doğru yerleştirmeyi başaran şirketlerin izlediği yol, teknoloji tercihlerinden çok daha fazlasını kapsayan bir dönüşüm mantığına dayanıyor. Bu şirketler işe, yapay zekayı nereye koyacaklarını değil, hangi iş problemini çözmek istediklerini netleştirerek başlıyor. Hangi kararların geciktiği, hangi süreçlerin hata ürettiği, nerede maliyet veya gelir kaybı yaşandığı açıkça tanımlanmadan yapılan yapay zeka yatırımlarının çoğu, beklenen etkiyi yaratmıyor. Başarılı örneklerde ise yapay zeka; talep tahmini, fiyatlama, operasyonel planlama, risk yönetimi gibi doğrudan iş sonuçlarına dokunan alanlarda konumlanıyor. Burada kritik nokta, yapay zekanın bir otomasyon hevesiyle değil, ölçülebilir bir iş değeri hedefiyle devreye alınması.
Mevcut süreçler yeniden yapılandırılıyor
Bu yaklaşım, şirketleri doğal olarak mevcut iş süreçlerini yeniden düşünmeye zorluyor. Yapay zekayı süreçlerin üzerine eklenen bir araç olarak değil, sürecin karar noktalarına entegre edilen bir destek mekanizması olarak ele alan kurumlar, nerede insan sezgisinin baskın olduğunu, nerede verinin karar kalitesini artırabileceğini detaylı biçimde analiz ediyor. Özellikle yüksek hacimli veri üreten ve tekrar eden kararların alındığı noktalarda yapay zeka, insanı ikame eden değil insanın karar kalitesini yükselten bir rol üstleniyor.
Olgunlaşmış yapay zeka kullanımına sahip şirketlerin bir diğer ortak özelliği, büyük ve tek seferlik projeler yerine aşamalı bir ilerleme modeli benimsemeleri. Dar kapsamlı pilot uygulamalarla başlayan bu yolculuk, kısa sürede sonuç veren kullanım senaryoları üzerinden güven inşa edilmesini sağlıyor. Başarılı pilotlar standart iş akışlarının parçası haline getirilirken zamanla aynı veri ve model altyapısının farklı iş birimlerinde kullanılabildiği bir platform yaklaşımına geçiliyor. Bu yöntem, hem yatırım geri dönüşünü görünür kılıyor hem de organizasyon içinde yapay zekaya yönelik dirençleri azaltıyor.
Çalışanlar veriyi doğru biçimde kullanıyor
İnsan kaynağı boyutunda ise dikkat çekici bir gerçek var: Başarılı şirketler, tüm çalışanlarını veri bilimciye dönüştürmeye çalışmıyor. Bunun yerine yöneticilerin yapay zekanın sınırlarını ve potansiyelini anlayabildiği, alan uzmanlarının kendi işlerinde yapay zeka çıktısını doğru yorumlayabildiği, teknik ekiplerin ise modeli ve veriyi yönettiği çok katmanlı bir yetkinlik yapısı oluşturuluyor. Eğitimlerin odağı doğru soru sorma, sonuçları değerlendirme ve riskleri fark edebilme becerisi oluyor.
Bu dönüşümün arka planında, çoğu zaman görünmeyen ama belirleyici olan bir katman daha bulunuyor ki bunlar da veri ve yönetişim. Yapay zekayı sürdürülebilir biçimde kullanan şirketlerde veri kaynakları net, erişim kuralları tanımlı ve model çıktıları izlenebilir durumda. Etik, hukuki ve itibar riskleri baştan ele alınıyor, bu da yapay zekanın yarattığı değerin geçici değil kalıcı olmasını sağlıyor. Aksi halde kısa vadeli kazanımlar, uzun vadeli güven kayıplarına dönüşebiliyor.
Liderliğin doğal parçası
Tüm bu unsurları bir araya getiren en önemli fark ise yapay zekanın organizasyon içinde nasıl konumlandığıyla ilgili. Başarılı şirketlerde yapay zeka, yalnızca IT ya da dijital ekiplerin sorumluluğu olarak görülmüyor. Üst yönetim, yapay zekayı strateji tartışmalarının, performans göstergelerinin ve liderlik dilinin doğal bir parçası olarak konumlandırıyor. Böylece yapay zeka yan bir proje olmaktan çıkıp iş yapma biçiminin temel unsurlarından biri haline geliyor.
Sonuç olarak yapay zekayı doğru kullanan şirketlerin izlediği yol dışarıdan bakıldığında benzer adımlardan oluşuyor gibi görünse de bu yol haritası olduğu gibi kopyalanabilir değil. Başarı; teknolojiyi merkeze koymaktan ziyade, işi, insanı ve veriyi aynı denklem içinde ele alabilen şirketlerde ortaya çıkıyor. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajını belirleyecek asıl fark da yapay zekayı ne kadar kullandığınızdan çok, onu ne kadar doğru yere koyabildiğiniz olacak.