Enerjide sessiz ve güçlü dönüşüm

Enerjide sessiz ve güçlü dönüşüm

Küresel elektrik talebinin yıllık bazda yüzde dörde yakın artması bekleniyor. Bu artış enerji cephesinde sessiz ama güçlü bir dönüşümü mecburi kılıyor.

Küresel elektrik talebinin yıllık bazda yüzde dörde yakın artması bekleniyor. Bu artış enerji cephesinde sessiz ama güçlü bir dönüşümü mecburi kılıyor.

Gezegenimizin enerji ihtiyacı günden güne artıyor. Bu alanda sessiz ama güçlü bir dönüşüm yaşanıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından yayımlanan güncel elektrik raporlarının öngörülerine bakıldığında 2026 yılında yüzde 3,7 civarında elektrik talebi artışı beklendiği görülüyor. IEA’nın daha geniş kapsamlı küresel enerji raporlarında da 2027’ye kadar elektrik talebindeki yıllık artış beklentisinin yaklaşık yüzde 4 civarında olduğu belirtiliyor. Bu öngörü de küresel elektrik ihtiyacının hızla yükseldiğini onaylıyor.

Artışa dair bu ön görü yalnızca nüfus artışı ya da ekonomik büyümeden kaynaklanmıyor. Üretimden ulaşıma, binalardan dijital alt yapıya kadar hayatın hemen her alanının giderek elektrik temelli hale gelmesinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde sanayi tesisleri daha fazla otomasyona yöneliyor, binalar akıllı sistemlerle donatılıyor, veri merkezleri ve yapay zeka uygulamaları hiç olmadığı kadar enerji tüketiyor. Ulaşımda ise elektrikli araçlar artık geleceğin değil, bugünün konusu. Tüm bu başlıklar bir araya geldiğinde, elektriğin küresel ekonominin ana omurgası haline geldiğini söylemek abartılı bir yorum olmaz.

 Doğal gaz geçiş sürecinde sistemin sigortası gibi çalışıyor ve bu gelişmeyle beraber kömürün elektrik üretimindeki payının gerilemesi bekleniyor.
Doğal gaz geçiş sürecinde sistemin sigortası gibi çalışıyor ve bu gelişmeyle beraber kömürün elektrik üretimindeki payının gerilemesi bekleniyor.

Elektrik üretim kaynakları önemli

Talep hızla artarken arz yaratabilmek için sorulması ve cevaplanması gereken asıl kritik soru “Bu elektriği hangi kaynaklardan üreteceğiz?” olmalı. Önümüzdeki dönemde elektrik arzının bel kemiğini yenilenebilir enerji, doğal gaz ve nükleer enerji oluşturacak. Enerji üretiminde kullanılan güneş ve rüzgar hem maliyet avantajları hem de iklim hedefleri nedeniyle yeni yatırımların odağında yer alıyor. Birçok ülkede artık yenilenebilir enerji, “çevreci bir tercih” olmanın ötesine geçerek ekonomik bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

Bir başka kaynak olan doğal gaz ise geçiş sürecinde sistemin sigortası gibi çalışıyor. Yenilenebilir kaynakların dalgalı yapısını dengelemek ve arz güvenliğini sağlamak açısından önemli bir rol üstleniyor. Nükleer enerji de karbon salımı düşük, sürekli üretim kapasitesi sayesinde yeniden gündemin üst sıralarına çıkmış durumda. Bu tabloya karşılık, kömürün elektrik üretimindeki payının gerilemesi bekleniyor. Artan çevresel baskılar, karbon maliyetleri ve finansman zorlukları, kömür santrallerini hem ekonomik hem de politik olarak daha kırılgan hale getiriyor.

Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynağı ve üretim kapasitesi artarken şebeke alt yapısı, enerji depolama çözümleri ve yedek üretim kapasitesi de gelişmeli.
Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynağı ve üretim kapasitesi artarken şebeke alt yapısı, enerji depolama çözümleri ve yedek üretim kapasitesi de gelişmeli.

Türkiye bu tablonun neresinde

Türkiye açısından bakıldığında, küresel eğilimlerle büyük ölçüde örtüşen bir tablo söz konusu. Resmî ulusal enerji planı ve TEİAŞ / Enerji Bakanlığı gibi kurumların raporlarına bakıldığında 2025 sonunda toplam elektrik tüketiminin yaklaşık 360,9–363,0 TWh civarında olduğunu duyurdu. Türkiye açısından da nüfus artışı, şehirleşme, sanayi üretimi ve dijital alt yapı yatırımları elektrik talebini yukarı çekiyor. Özellikle organize sanayi bölgeleri, veri merkezleri ve elektrikli ulaşım çözümleri bu artışın başlıca kaynakları arasında yer alıyor.

Arz tarafına gelindiğinde Türkiye son yıllarda yenilenebilir enerji konusunda önemli bir ivme yakalamış durumda. Güneş ve rüzgar yatırımları hızla artıyor ve bu durum enerji ithalatı bağımlılığını azaltma hedefiyle de örtüşüyor. Ancak burada kritik bir denge söz konusu. Yenilenebilir enerji kaynağı ve üretim kapasitesi artarken şebeke altyapısının, enerji depolama çözümlerinin ve yedek üretim kapasitesinin de aynı hızla gelişmesi gerekiyor. Doğal gaz santralleri bu noktada sistemin denge unsuru olmaya devam ediyor. Ancak dışa bağımlılık ve fiyat oynaklığı, Türkiye’nin enerji politikalarında dikkatle yönetmesi gereken başlıklar arasında yer alıyor.

Özetle elektrik artık sadece bir enerji meselesi değil. Elektrik talebindeki artış, bize bunu net bir şekilde gösteriyor. Ekonomik rekabet, enerji güvenliği, iklim politikaları ve hatta finansmana erişim bu başlıkla doğrudan bağlantılı. Yenilenebilir enerji yatırımları elbette önemli ancak bu tek başına yeterli değil. Güçlü bir şebeke, esnek bir sistem, akıllı talep yönetimi ve uzun vadeli planlama olmadan bu dönüşüm sağlıklı bir şekilde ilerleyemiyor.

Türkiye için asıl mesele, artan elektrik ihtiyacını kesintisiz, öngörülebilir maliyetlerle ve düşük karbonlu kaynaklarla karşılayabilecek bir yapı, düzen kurabilmek. Küresel eğilimler, bu dönüşümü zamanında ve doğru yöneten ülkelerin yalnızca çevresel değil, ekonomik ve stratejik avantaj da elde edeceğini açıkça gösteriyor.

Benzer İçerikler

PSM Awards 2020'de yılın en iyileri seçildi.

PSM Awards 2020'de yılın en iyileri seçildi.