Enerji yoğun sektörlerde kırılganlık riski yükseliyor

Enerji yoğun sektörlerde kırılganlık riski yükseliyor

Sanayi, hizmet ve teknolojide otomasyon, dijitalleşme ve elektrikli sistem kullanımı, enerjiye bağımlılığı hiç olmadığı kadar artırdı. Riski görmek ve yönetmek önemli.

Sanayi, hizmet ve teknolojide otomasyon, dijitalleşme ve elektrikli sistem kullanımı, enerjiye bağımlılığı hiç olmadığı kadar artırdı. Riski görmek ve yönetmek önemli.

Üretim bantlarından veri merkezlerine, hastanelerden lojistik tesislerine kadar birçok kritik faaliyet, mecburen kesintisiz ve kaliteli enerji arzına dayalı olarak çalışıyor. Bu son derece geniş ihtiyaç ve zorunluluk halini ortaya koyan tablo, enerji yoğunlaşan sektörlerde yeni bir kırılganlık alanını da beraberinde getiriyor: elektrik kesintileri, gerilim dalgalanmaları ve buna bağlı ekipman hasarları.

Üstelik enerji altyapısında yaşanan kesintiler, yalnızca üretimin durmasına yol açmakla kalmıyor; zaman kaybı, sözleşme kaynaklı cezalar, itibar riski ve zincirleme operasyonel aksaklıklar gibi pek çok olumsuz sonuç doğuruyor. Özellikle sürekli üretim yapan sektörlerde, birkaç dakikalık bir kesinti dahi ciddi finansal kayıplara neden olabiliyor. Plansız duruşlar, yeniden devreye alma süreçleri ve kalite kayıpları, işletmelerin rekabet gücünü doğrudan etkiliyor.

İklim değişikliğinin etkileri de enerji arz güvenliğini yalnızca kamu otoritelerinin değil, işletmelerin de stratejik gündeminde baş sırada tutuyor.
İklim değişikliğinin etkileri de enerji arz güvenliğini yalnızca kamu otoritelerinin değil, işletmelerin de stratejik gündeminde baş sırada tutuyor.

Bir diğer kritik risk unsuru ise gerilim dalgalanmaları. Şebekedeki ani voltaj düşüşleri veya yükselmeleri, hassas elektronik ekipmanlar üzerinde ciddi hasarlara yol açabiliyor. CNC tezgahları, robotik sistemler, otomasyon panelleri, sunucular ve medikal cihazlar gibi yüksek maliyetli ekipmanlar, enerji kalitesindeki küçük sapmalara karşı dahi son derece duyarlı. Bu tür dalgalanmalar, ekipmanların ömrünü kısaltırken ani arızalar ve beklenmedik bakım maliyetlerini de artırıyor.

İklim değişikliği, aşırı hava olayları ve artan enerji talebi de bu kırılganlığı derinleştiren faktörler arasında yer alıyor. Aşırı sıcaklar, soğuklar ve fırtınalar enerji altyapısı üzerinde baskı oluştururken yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonu da enerji yönetimini daha karmaşık hale getiriyor. Bu durum, enerji arz güvenliğinin yalnızca kamu otoritelerinin değil, işletmelerin de stratejik gündeminde yer almasını zorunlu kılıyor.

Enerji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için risk yönetimi yaklaşımının yeniden ele alınması kaçınılmaz hale gelmiş durumda. Kesintisiz güç kaynakları (UPS), jeneratör sistemleri, voltaj regülatörleri ve enerji izleme çözümleri, operasyonel sürekliliğin temel unsurları olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte ekipmanların düzenli bakımı, enerji altyapısının güncel standartlara uygun hale getirilmesi ve acil durum senaryolarının önceden planlanması da kritik önem taşıyor.

Gerilim dalgalanmalarından kaynaklanan arızaların poliçe kapsamına açık ve net şekilde dahil edilmesi, hasar anında yaşanabilecek belirsizliklerin önüne geçiyor.
Gerilim dalgalanmalarından kaynaklanan arızaların poliçe kapsamına açık ve net şekilde dahil edilmesi, hasar anında yaşanabilecek belirsizliklerin önüne geçiyor.

Sigorta çözümlerinin yalnızca “hasar sonrası tazminat” aracı olarak değil, stratejik bir risk yönetimi unsuru olarak ele alınması gerekiyor. Enerji kaynaklı hasarlarda makine kırılması, elektronik cihaz, iş durması ve kâr kaybı teminatlarının kapsamı; muafiyetler, limitler ve bekleme süreleri açısından düzenli olarak gözden geçirilmeli. Özellikle gerilim dalgalanmalarından kaynaklanan arızaların poliçe kapsamına açık ve net şekilde dahil edilmesi, hasar anında yaşanabilecek belirsizliklerin ve teminat boşluklarının önüne geçiyor.

Ayrıca tedarik zinciri bağımlılığı yüksek olan işletmeler için enerji kesintilerinin dolaylı etkileri de dikkate alınmalı. Şu unutulmamalı ki ana üretim tesisinde yaşanan bir enerji sorunu, yalnızca o işletmenin faaliyetlerini değil; bağlı alt yüklenicileri, lojistik süreçleri ve müşterileri de etkileyebiliyor. Bu nedenle iş durması riskinin analizinde yalnızca tesis içi kayıplar değil, sözleşme yükümlülükleri, teslimat gecikmeleri ve itibar kaybı gibi unsurlar da değerlendirme kapsamına alınmalı. Sigorta programlarının, bu zincirleme etkilere karşı yeterli koruma sağlayacak şekilde yapılandırılması şart. Ancak bu şekilde işletmelerin kriz dönemlerinde finansal esnekliklerini korumaları mümkün. 

 Enerji yoğunlaşan sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için başarı, sigorta çözümleri ile desteklenen bütüncül bir dayanıklılık stratejisi ile geliyor.
Enerji yoğunlaşan sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için başarı, sigorta çözümleri ile desteklenen bütüncül bir dayanıklılık stratejisi ile geliyor.

Öte yandan, enerjiye bağlı risklerin yönetimi, üst yönetim ve kurumsal yönetişim gündeminin de ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda. Enerji arz güvenliği, iş sürekliliği planları ve finansal dayanıklılık başlıklarının entegre bir şekilde ele alınması; risklerin yalnızca teknik ekiplerin değil, tüm organizasyonun ortak sorumluluğu olarak görülmesini sağlıyor. Bu yaklaşım, işletmelerin beklenmeyen kesintilere karşı daha hazırlıklı olmasına ve sürdürülebilir büyüme hedeflerini daha sağlam bir zemine oturtmasına imkân tanıyor.

Özetle bu çerçevede enerji yoğunlaşan sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için başarı, yüksek teknoloji yatırımlarıyla beraber doğru risk analizi, güncel ve kapsamlı sigorta çözümleri ile desteklenen bütüncül bir dayanıklılık stratejisi geliştirmekle geliyor.

Benzer İçerikler

PSM Awards 2020'de yılın en iyileri seçildi.

PSM Awards 2020'de yılın en iyileri seçildi.