2025 rakamları, Türkiye’nin yenilenebilir dönüşümünde ölçek yakaladığını gösteriyor. Ancak 2035’teki hacim için şebekeyi büyütmek, üretim profilini taşıyacak güncelleme yapmak şart.
Türkiye’nin elektrik sisteminde 2025 yılı verileri, “kurulu güçte yenilenebilir ağırlığının kalıcılaştığı” bir eşik olarak okunuyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın paylaştığı verilere göre Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 2025 yılının sonu itibarıyla 122 bin 519 MW seviyesine ulaştı. Bunun yüzde 62,3’ü (76 bin 281 MW) yenilenebilir kaynaklardan geliyor. Bu tablo da son yıllarda özellikle güneş ve rüzgarın devreye giriş hızının sistemin ana yönünü belirlediğini gösteriyor.
Kurulu güçteki bu büyüme, yalnızca “MW artışı” anlamına gelmiyor; bu aynı zamanda sistemin esnekliğini, şebeke ihtiyaçlarını ve piyasa tasarımını yeniden tanımlayan bir dönüşüm. Bakanlık açıklamasında 2025’te tüketimin 360 bin 929 GWh, üretimin ise 362 bin 992 GWh ile rekor seviyelere çıktığı da vurgulanıyor. Talep artışı sürerken yeni kapasite kompozisyonunun yenilenebilir lehine değişmesi “arz güvenliği” ile “ithalat faturasını azaltma” hedeflerini aynı anda besleyen bir kaldıraç yaratıyor. Ancak burada kritik nokta şu. Kurulu güç payı ile üretim payı aynı şey değil. Güneş ve rüzgar, kurulu güçte hızlı büyürken üretimdeki payları; mevsimsellik, saatlik profil ve şebeke kısıtları nedeniyle farklı seyredebilir. Bu nedenle 2035 hedefi, yalnızca santral kurulumunu değil; iletim ve dağıtım yatırımları, depolama, esneklik ve piyasa kurallarını birlikte ele alan bir program olmak zorunda.
Yeni kapasitenin yüzde 99’u yenilenebilir
SHURA’nın EPDK verilerine dayanan değerlendirmesinde 2024’te devreye alınan yeni kapasitenin yüzde 99’unun yenilenebilir olduğu; özellikle güneş enerjisinde güçlü eklemelerle portföyün hızla değiştiği ifade ediliyor. Bu, yatırım iştahının yenilenebilir enerjide yoğunlaştığını ancak aynı hızla şebeke bağlantısı, kapasite tahsisi ve sistem işletmeciliği tarafında darboğaz riski oluşabileceğini de anlatıyor.
Türkiye’nin 2035’e yönelik en çok konuşulan hedefi, rüzgar ve güneş kurulu gücünü toplam 120 bin MW seviyesine çıkarmak. Bakanlık hem 2025 özetinde hem de 2035 yol haritası duyurularında bu hedefi açık biçimde tekrar ediyor. Bu hedefin “plan” tarafında öne çıkan uygulama aracı ise YEKA yarışma modeli. Bakanlık, her yıl 2 bin MW’lık RES (Rüzgar Enerjisi Santrali) ve GES (Güneş Enerjisi Santrali) ihaleleri ile öngörülebilir bir kapasite artışı hedeflediğini belirtiyor. Yani 2035’e giden yol, tek seferlik büyük atılımlardan ziyade “her yıl tekrarlanan ve finansmanı kolaylaştıran” bir tempo üzerine kuruluyor.
Bakanlığın yayımladığı Türkiye Ulusal Enerji Planı (UEP) 2035 projeksiyonlarında rüzgar ve güneş için farklı bir bileşim (ör. rüzgar 29,6 GW; güneş 52,9 GW) ortaya koyuyor. Sonrasında açıklanan “Yenilenebilir Enerji 2035” yaklaşımıyla da “rüzgar+güneş” toplamı daha yukarı taşınmış bir hedef olarak konumlanıyor. Bu da pazarın büyüme tavanının genişlediği ve şebeke ile esneklik yatırımlarının arttığını gösteriyor.
2035’e giden yolda “şebeke, depolama, esneklik” kritik
Enerji hedefine doğru yürürken kritik konulara dikkat çekmekte fayda var.
İletim altyapısı: Rüzgar ve güneşte ivme, iletim tarafında kapasite artırımı ihtiyacını büyütüyor. Dünya Bankası’nın 2025 tarihli açıklaması, Türkiye’nin 2035’e kadar 120 GW rüzgar+güneş hedefine uyumlu biçimde iletim altyapısını güçlendirmeyi amaçlayan finansman desteğini ve projenin bu stratejiyi doğrudan desteklediğini de ortaya koyuyor.
Depolama büyümenin “sigortası”: Güneş ve rüzgarın sistemdeki payı arttıkça, saatlik dengesizlikleri yönetmek için depolama ve diğer esneklik araçları öne çıkıyor. Bu nedenle EPDK’nin depolama üniteleri/tesislerine ilişkin teknik ve ticari çerçeveyi yeniden tanımlayan düzenlemeleri, 2035 hedefinin “arka plan mühendisliği” olarak görülebilir.
Piyasa tasarımı ve izin süreçleri: Her yıl düzenli olarak yapılan YEKA ihaleleri yeni ihtiyaçları da görünür kılıyor. Bu ihaleler, finansman bulunabilirliği ve tedarik zinciri planlaması açısından avantaj sağlarken süreçlerin hızlanması “bağlantı kapasitesi”, “çevresel izinler”, “yer seçimi”, “şebeke kısıtları” gibi alanlarda koordinasyon ihtiyacını da artırıyor. 2035 hedefinin gerçekçiliği, bu darboğazların ne kadar erken ve doğru yönetilebileceğine bağlı.
2025’te 122,5 GW kurulu güç ve yüzde 62,3 yenilenebilir kurulu güç payı seviyesine gelinmesi, Türkiye’nin yenilenebilir dönüşümünde ölçek yakaladığını gösteriyor. Ancak 2035’te rüzgar ve güneş enerjisinde 120 GW gibi çok daha büyük bir hacim hedefleniyorsa şebekeyi büyütmek, depolamayı/ esnekliği ölçeklemek ve piyasa kurallarını yeni üretim profilini taşıyacak şekilde güncellemek gerekiyor.