Sınır ötesi e-ticarette 2026 regülasyonlarıyla değişen gümrük ve denetim süreçleri, operasyonel riskleri de beraberinde getiriyor. Lojistik süreçler nasıl güvence altına alınmalı?
Türkiye’de dijital alışveriş alışkanlıkları son yıllarda baş döndürücü bir hızla değişti. Ancak 2026 yılı itibarıyla bu değişim, sadece tüketici tercihleriyle değil, devletin bizzat çizdiği yeni sınırlarla şekilleniyor. Öyle ki 6 Ocak 2026 tarihli ve 10813 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun ilgili maddelerine dayanılarak yürürlüğe giren uygulama ile birlikte, bugüne kadar belirli bir tutarın altındaki gönderiler için geçerli olan muafiyet rejimine son verildi. Yurt dışı alışverişlerde gümrüksüz limit 2024 yılında 150 eurodan 30 euroya düşürülmüş, daha sonra yapılan düzenleme ile kargo bedeli de limite dahil edilip 27 Euro seviyesine çekilmişti. Kararla birlikte, 4458 Sayılı Gümrük Kanunu'nun 126’ncı maddesinden "30 avroyu aşan ancak" ibaresi çıkarıldı.
Yurt dışı e-ticaret platformlarından verilen siparişlerde sıkı denetimlerin ve standart gümrük prosedürlerinin olduğu yeni bir döneme giriliyor. 2026'da gündeme gelen bu yeni mevzuat dalgası hem tüketicileri hem de yerli işletmeleri nasıl etkileyecek? Gelin, yeni kuralların detaylarına ve sektördeki yansımalarına yakından bakalım.
"Genel İthalat" rejimi hakkında ne biliyoruz?
2026 yılının en radikal değişikliği Şubat ayı itibarıyla yürürlüğe giren “Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi (BGB)” uygulamasındaki kısıtlama oldu. Yeri gelmişken eklemek gerekiyor ki; yeni düzenlemelerle birlikte BGB artık sadece belirli "eşya" grupları ve numuneler için daha kısıtlı bir alanda kullanılıyor. Ticari nitelik taşıyan veya yeni vergi dilimlerine giren ürünler için BGB yerine "Tam Beyanname" istenebiliyor.
E-ticaretin tüm taraflarını yakından ilgilendiren ve daha önce 30 euro altındaki ürünler için geçerli olan ve hızlı kargo firmalarının bireyler adına yaptığı basitleştirilmiş beyan süreci, "ticari olmayan eşya" kapsamından büyük ölçüde çıkarıldı. Artık yurt dışından sipariş edilen düşük bedelli ürünler dahi değerine bakılmaksızın genel ithalat prosedürlerine tabi tutulabiliyor. Bu durum, sadece 5-10 dolarlık bir aksesuar alınsa da ürünün gümrükte takılma riskinin artması ve “CE” ya da “TSE” gibi ürün güvenliği denetimlerine tabi olması anlamına geliyor. İşte bu düzenlemenin arkasındaki temel motivasyonlardan biri hiç kuşkusuz tüketici güvenliği.
Ticaret Bakanlığı, sınır ötesi platformlardan gelen denetimsiz ürünlerin yerli üreticiyle haksız rekabet yaratmasının yanı sıra, sağlık ve güvenlik kriterlerini karşılamadığını vurguluyor. Bu bağlamda 2026 itibarıyla oyuncaklardan kozmetik ürünlerine kadar pek çok kategoride, bireysel paketler üzerinde "fiziki denetim" oranlarının artırılması kararı dikkat çekiyor. Bu da teslimat sürelerinin uzamasına ve gümrük maliyetlerinin beklenmedik şekilde yükselmesine yol açıyor.
Pazar yerleri için de yeni sorumluluklar
Yeni mevzuat sadece gümrük kapılarını değil, dijital vitrinleri de yakından ilgilendiriyor. 2026 yılında yürürlüğe giren güncellemelerle, global pazar yerlerine "satıcı doğrulama" ve "fiyat şeffaflığı" konularında ağır yükümlülükler getirildi. Özellikle yanıltıcı indirimler ve manipülatif arayüz tasarımlarına karşı uygulanan idari para cezaları, artık milyon TL seviyelerine ulaşmış durumda. Tüm bu regülasyonlar, e-ticaret ekosisteminde kartların yeniden dağıtılmasına neden oluyor.
Tüketici açısından yurt dışından bireysel sipariş vermek artık "ucuz ve zahmetsiz" bir seçenek olmaktan çıkıyor. Vergi oranlarındaki artış ve gümrük müşavirliği gereklilikleri, nihai maliyeti yerel fiyatların üzerine çıkarabiliyor.
Yerli üretici için haksız rekabetin önlenmesi adına atılan bu adımlar, yerli üretim yapan KOBİ'ler için koruyucu bir kalkan görevi görüyor.
Lojistik ve operasyon anlamında da "kapıdan kapıya" teslimat modeli, yerini gümrükleme süreçlerinin daha profesyonel yönetildiği "antrepo ve depolama" odaklı modellere bırakıyor.
2026 yılı, sınır ötesi e-ticaretin "başıboş" büyüme evresinin sona erdiğini ve kurumsal, denetlenebilir bir yapıya büründüğünü tescilliyor., Sürdürülebilir bir dijital ticaret ekosistemi için hem tüketicilerin hem de işletmelerin bu yeni döneme uyum sağlaması gerekiyor.