Çalışanların evden, ortak alanlardan ya da farklı şehirlerden görevlerini yerine getirebildiği yeni düzende işverenin iş sağlığı ve güvenliği (İSG) ile sigorta sorumlulukları önem kazandı.
Pandemi sonrası hızla yaygınlaşan hibrit ve uzaktan çalışma modelleri, iş dünyasında kalıcı bir dönüşüm yarattı. Çalışanların evden, ortak çalışma alanlarından ya da farklı şehirlerden görevlerini yerine getirebildiği bu yeni düzen elbette verimlilik, esneklik ve çalışan memnuniyeti açısından önemli avantajlar sunuyor. Ancak iş sağlığı ve güvenliği (İSG) ile sigorta sorumlulukları bakımından da özellikle iş veren bakımından yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor. Özellikle “iş kazası” ve “meslek hastalığı” tanımlarının, işverenin kontrol alanı dışında gerçekleşen olaylar açısından nasıl yorumlanacağı hem hukuk hem de sigortacılık açısından giderek daha kritik bir konu haline geliyor.
Türkiye’de iş kazası ve meslek hastalığına ilişkin temel çerçeve, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamındadır. Mevzuata göre iş kazası, sigortalının işveren tarafından yürütülen iş nedeniyle veya işin yürütümü sırasında meydana gelen ve çalışanı bedenen ya da ruhen zarara uğratan olay olarak tanımlanıyor. Bu tanım, klasik ofis ortamı için oldukça net. Konu çalışanların işlerini evlerinden ya da uzaktan yürüttüğü çalışma modelinde sınırların belirlenmesi açısından sarpa sarıyor.
İşverenin bilgilendirme sorumluluğu
Uzaktan çalışma düzenini doğrudan ele alan Uzaktan Çalışma Yönetmeliği, işverenin iş sağlığı ve güvenliği konusunda çalışanı bilgilendirme, gerekli eğitimleri verme ve alınacak önlemler hakkında çalışanı yönlendirme yükümlülüğünü açıkça ortaya koyuyor. Ancak işverenin ev ortamındaki fiziksel koşulları birebir denetlemesi pratikte mümkün olmadığı için sorumluluk alanı çoğu zaman “makul önlem ve bilgilendirme yükümlülüğü” çerçevesinde değerlendiriliyor. Başka bir ifadeyle işveren, çalışanına ergonomi, ekipman kullanımı, çalışma saatleri ve riskler konusunda gerekli bilgilendirmeyi yapmakla yükümlü ancak evin fiziksel düzeni üzerinde doğrudan kontrol sahibi olmadığı durumlarda sorumluluğun sınırları daha farklı yorumlanabiliyor.
Bu noktada kritik kavramlardan biri, kazanın veya zararın “işle bağlantılı” olup olmadığı. Örneğin çalışan bilgisayar başında görevini yerine getirirken yaşadığı bir sağlık sorunu veya iş ekipmanından kaynaklanan bir yaralanma, çoğu durumda iş kazası kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık çalışanın ev içinde iş ile doğrudan bağlantısı olmayan bir faaliyet sırasında yaşadığı bir olayın iş kazası olarak kabul edilip edilmeyeceği somut olayın koşullarına göre değişebilir. Bu nedenle uzaktan çalışma düzeninde işverenin sorumluluğu, çoğu zaman işin yürütümü ile olay arasındaki illiyet bağı üzerinden belirlenmektedir.
Sigorta sektörü açısından bakıldığında ise uzaktan çalışma modelleri, işveren sorumluluk sigortaları ve çalışanlara yönelik teminat yapılarının yeniden değerlendirilmesini gündeme getiriyor. Geleneksel poliçe kurguları çoğunlukla işyerini belirli bir fiziksel alan olarak kabul ederken hibrit çalışma düzeni, çalışanların farklı mekanlardan iş yapabilmesine olanak tanıyor. Bu da poliçelerdeki “işyeri”, “çalışma alanı” ve “faaliyet kapsamı” tanımlarının daha geniş bir perspektifle ele alınmasını gerektiriyor.
Ekipman sorumluluğu ve önleyici adımlar
Aynı zamanda uzaktan çalışmada ekipman sorumluluğu da önemli bir başlık olarak öne çıkıyor. İşveren tarafından sağlanan bilgisayar, ekran, sandalye veya diğer ekipmanların ergonomik ve güvenli olması; çalışanların uzun süreli ekran kullanımına bağlı sağlık riskleri konusunda bilgilendirilmesi ve gerekli önleyici tedbirlerin alınması hem iş sağlığı güvenliği yükümlülükleri hem de olası tazminat süreçleri açısından önem taşıyor. Bu tür önleyici adımlar, yalnızca çalışan sağlığını korumakla kalmıyor, aynı zamanda işverenlerin karşılaşabileceği hukuki ve sigorta kaynaklı risklerin de azaltılmasına katkı sağlıyor.
Uzaktan çalışma modelinin kalıcı hale geldiği günümüzde şirketlerin yalnızca teknolojik altyapıyı değil, risk yönetimi ve sigorta stratejilerini de yeni çalışma düzenine uyarlaması gerekiyor. İş sağlığı ve güvenliği prosedürlerinin uzaktan çalışmayı kapsayacak şekilde güncellenmesi, çalışanların bilgilendirilmesi ve poliçe kapsamlarının bu yeni gerçekliğe göre değerlendirilmesi, kurumların sürdürülebilir bir risk yönetimi yaklaşımı geliştirmesi açısından kritik önem taşıyor.
Hibrit ve uzaktan çalışma modelleri, işveren sorumluluğunun sınırlarını ortadan kaldırmıyor, aksine bu sınırların yeniden tanımlanmasını gerektiriyor. İşverenin sorumluluğu artık yalnızca ofis duvarları içinde değil, işin yürütüldüğü her yerde değerlendiriliyor. Bu yeni dönemde güçlü bir iş sağlığı güvenliği yaklaşımı ve doğru yapılandırılmış sigorta çözümleri hem çalışanların güvenliğini hem de kurumların risk yönetimini destekleyen temel unsurlar arasında yer alıyor.