İklim değişikliği en çok hangi sektörleri tehdit ediyor?

İklim değişikliği en çok hangi sektörleri tehdit ediyor?

İklim değişikliğini sadece kutuplardaki buzdağlarının erimesi olarak algılayanların bir kez daha düşünmesi gerekiyor.

İklim değişikliği, dünyanın son yüzyılda yüz yüze geldiği en büyük sorun ve pek çok zincirleme felakete yol açacak gibi görünüyor. Alınacak önlemler konusunda ise sıradan insanlardan çok sanayi devlerinin bir şeyler yapması gerekiyor. Bu konuda atılan en önemli adım, hiç kuşkusuz Paris Anlaşması oldu. Aralık 2015’te BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Convention on Climate Change (UNFCCC) Taraflar Konferansı’nda 195 ülkenin onayıyla kabul edilen Paris Anlaşması, iklim değişikliğine karşı küresel çapta verilen mücadelede tarihi bir dönüm noktasıydı.

2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi (Sustainable Development Goals-SDGs) çerçevesinde daha istikrarlı, daha sağlıklı bir gezegen, daha adil toplumlar ve daha canlı ekonomilerin olduğu bir dünyayı gelecek nesillere bırakmak adına da önemli bir fırsat olarak öne çıktı. Somut hedefleri de vardı. Örneğin, sera gazı emisyonunu 2030 yılına dek 56 milyar ton düşürmek ve bu sayede küresel sıcaklık artışını 2100 yılına dek 2 °C derecenin altında tutmak bu hedefler arasındaydı. Paris Anlaşması, 22 Nisan 2016 tarihinde New York’ta 175 ülkenin katılımıyla imzalandı. İmzalayan ülke sayısı zamanla 200’ü buldu. 

Alaska Muir Buzulu’nun 13 Ağustos 1941 ve 31 Ağustos 2004’teki halini gösteren iki kare…
Alaska Muir Buzulu’nun 13 Ağustos 1941 ve 31 Ağustos 2004’teki halini gösteren iki kare…

Türkiye, Paris Anlaşması ile ilgili iki konuda çekincesi olduğu için anlaşmayı imzaladı ancak henüz taraf olmadı. Anlaşma açısından en büyük hayal kırıklığı ise ABD’nin, 4 Kasım 2020 itibarıyla Paris İklim Anlaşması’ndan resmen çekilmesi oldu. Çin’in ardından dünyanın en fazla sera gazı üreten ülkesi olan ABD, aynı zamanda anlaşmayı imzalayan 200 ülke arasında ilk ve tek geri çekilen olma unvanını da elinde bulunduruyor.

İklim değişikliğinin tüm dünyadaki her sektörü etkilediği de bir gerçek. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2019 Küresel Risk Raporu’nda yer alan bir cümle ise bu durumu özetler nitelikte: “Çevreyle ilgili riskler söz konusu olduğunda, tüm dünya uyurgezer bir halde felakete doğru yürüyor!” Peki, en çok hangi sektörler etkileniyor?

Alliance Mahchester Bussiness School’dan Profesör Doktor Johathan Price’a göre petrol ve gaz üreten şirketler, enerji kuruluşları ve otomotiv endüstrisi şimdiden en fazla etkilenen sektörleri oluşturuyor. Prof. Price, “Bunun devamında gıda ve içecek endüstrisi gelecek” diyor.

Sonraki nesil aç kalabilir

Şu, son derece net bir gerçek: Tarım ve hayvancılık, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ve en savunmasız iki sektörden biri. Bir yanda iklim değişikliğinin sebep olduğu küresel çapta seller, kuraklık hatta yangınlar diğer yanda atmosferdeki karbondioksit miktarı nedeniyle yetişemeyen, tohum bile veremeden tarlada kavrulup kalan bitkiler. Yangınlarda yok olan yüzbinlerce metrekare orman arazilerini de bu olumsuzluklar arasında. Ortalamanın üzerine çıkan sıcaklıklar hayvancılığı da iki noktadan vuracak gibi görünüyor: Hayvanlar, hem aşırı sıcaklardan olumsuz etkilenecek hem de tüketecekleri gıdayı bulmakta zorlanacak. Ayrıca susuzluk da büyük bir sorun olacak.

Kümes hayvanları hatta balıklar için bile durum farklı değil. Biyologlar, ısınan deniz suyu nedeniyle bazı türlerin yaşam süresinin kısalacağına, bunun da denizlerdeki yaşam zincirini olumsuz etkileyeceğine dikkat çekiyor. Gıda ile ilgili bir sonraki felaket ise gıda güvenliğinin sadece küresel alanda değil mahalli olarak bile olumsuz etkilenmesi ve sonuçta insanoğlunu sadece kıtlık değil ciddi bir susuzlukla karşı karşıya kalması söz konusu.  

İklim değişikliği sadece insanları değil dünya üzerindeki tüm yaşamı tehdit ediyor.
İklim değişikliği sadece insanları değil dünya üzerindeki tüm yaşamı tehdit ediyor.

Sorun, tüm dünyayı ilgilendiriyor

Columbia Üniversitesi’nin blog’unda yayımlanan bir makaleye gör, iklim değişikliği 22 ayrı sektörü iki ana felaket senaryosu kapsamında etkileyecek: 2100 yılına dek küresel ısının 2,8 °C artması veya 4,5 °C artması. Amerikan yatırım bankası Morgan Stanley’e göre, iklim değişikliği ekonomik etkilerini hali hazırda gösteriyor. Örneğin sadece kuzey Amerika’da sel, kasırga ve yangın gibi iklim değişikliğinin neden olduğu felaketlerde kayıp 415 milyar doları aşmış durumda.

Lamont-Doherty Dünya Gözlemevi'nde görevli iklim bilimci Radley Horton ise konuya farklı bir yaklaşım sunuyor: “Bilimsel gelişmeler sayesinde iklim değişikliğiyle hangi varlıkların ve sektörlerin zarar göreceğini biliyoruz. Bunlar artık herhangi bir felaketten önce de tahmin edilebiliyor. Örneğin hangi sahilde hangi binaların su altında kalacağı tahmin edilebiliyor ancak kimse dolaylı ekonomik etkilerden söz etmiyor. Örneğin toplumsal risk algısı ne zaman değişir, bunu bilmiyoruz. Bir örnek vermek gerekirse sular eninde sonunda yükseleceği için sahil kesimlerindeki binalar ne zaman değer kaybetmeye başlayacak, bunu göremiyoruz. İnsanoğlunun ve tüm sektörlerin fiziksel ve sosyal sistemler arasındaki bağlantı üzerine daha derin düşünmeye başlaması lazım.” 

ABD Güney Dakota’daki James Nehri. Soldaki kare 10 Mart 2015 tarihinde çekilmiş. Sağdaki kare ise nehrin aşırı yağışlar yüzünden taştığı 23 Mart 2020’deki halini gösteriyor. Açık-koyu kahve tonlarındaki yerlerin tamamı tarım arazisi.
ABD Güney Dakota’daki James Nehri. Soldaki kare 10 Mart 2015 tarihinde çekilmiş. Sağdaki kare ise nehrin aşırı yağışlar yüzünden taştığı 23 Mart 2020’deki halini gösteriyor. Açık-koyu kahve tonlarındaki yerlerin tamamı tarım arazisi.

Finans sektörünü neler bekliyor?

Aralık 2019’da İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mark Carney, firmalar iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltmak adına plan yapıp önlem almadıkça, iklim değişikliğinin küresel finans sektöründe de ciddi etkilere yol açacağını açıklamıştı. Bu açıklamadan sadece bir ay sonra, 7,4 trilyon dolarlık varlığı yöneten, 30 ülkede 70 ofisi bulunan ve 100 ülkede müşteriye sahip olan dünyanın en büyük varlık yöneticisi BlackRock, Climate Action 100+’a katıldı. Climate Action 100+, 35 trilyon dolardan fazla değere sahip varlığı yöneten bir grup yatırımcı tarafından hayata geçirilmiş bir inisiyatif. Amaçları ise dünyanın en fazla sera gazı yayan kuruluşlarının iklim değişikliğiyle ilgili gereken önlemleri almalarını sağlamak! Climate Action 100+’ın, yıllık küresel endüstriyel emisyonun üçte ikisinden sorumlu olan şirketlere, emisyonlarını azaltmaları için baskı uyguladığı biliniyor.

Bu, dünya finans sektörünün de iklim değişikliğine karşı harekete geçtiğinin en önemli göstergelerinden biri. Oysa düne kadar durum farklıydı. Dünya Kaynakları Enstitüsü WRI’a göre finans sektörü sürdürülebilir yatırım kararları ve kısa vadeli gelire odaklanan yapısıyla iklim değişikliğine karşı tarafsız kalırdı. Ancak hem tehdit haline gelen riskler hem de iklim değişikliği ile ilgili yeni yatırım alanlarının ortaya çıkması, finans piyasalarını da harekete geçirdi.

Öte yandan bankalar, sigorta şirketleri, borsalar, yatırımcılar ve gayrimenkulün dahil olduğu dünya finans sektörü, iklim değişikliğinden tarımın ardından en çok etkilenebilecek ikinci sektör. Yönettikleri milyarlarca doları da Climate Action 100+ ya da The Network for Greening the Financial System (Finansal Sistemi Yeşillendirme Ağı) gibi oluşumlarla harekete geçirmeye çalışıyorlar. The Network for Greening the Financial System (Finansal Sistemi Yeşillendirme Ağı) Aralık 2017’de, Paris’teki One Planet Summit sırasında kuruldu. Üyeleri arasında sekiz merkez bankası, beş kıtayı temsilen 42 üye ve sekiz de gözlemci var. Amaçları, finans sektörünün risklerini yönetmesi ve düşük karbon salınımlı yatırımlar için sermayeyi seferber etmek.

Belli ki finansal hizmet sektörü, iklim değişikliğinin etkilerinden doğrudan değil, daha çok dolaylı olarak etkilenecek. Özellikle kurumsal yatırımcılar, sigorta şirketleri ve bankaların, iklim değişikliğinin öngörülebilir sonuçlarına karşı bugünden yeni stratejiler geliştirmeleri gerekiyor.

Finans sektörü, iklim değişikliğiyle birlikte öngörülmesi imkansız risklerle karşı karşıya.
Finans sektörü, iklim değişikliğiyle birlikte öngörülmesi imkansız risklerle karşı karşıya.

Turizm sektörünün ekseni değişiyor

İklim değişikliğine karşı turizm sektörünün içinde bulunduğu durumu açıklamak üzere faaliyetlerini sürdüren Sustainable Travel International’ın web sitesinde yer alan bilgilere göre havayoluyla seyahat, son yıllarda karbon emisyonunu yüzde 32 civarında artırdı. Okyanuslar aşırı ısındığı için rengarenk mercan resifleri son 10 yılda, önceki yıllarla kıyaslandığında beş kat daha hızlı ağarmaya başladı. Bu da bir şeyler yapılmazsa mercanların öleceği anlamına geliyor.

Yine aynı siteye göre bu şekilde devam ederse deniz suyu seviyesi 2100 gibi 110 cm daha yükselmiş olacak. Hatta yine 2100’e dek Alp Dağları, kar örtüsünün yüzde 70’ini kaybedecek! Dolayısıyla şu anda tatil cenneti olarak bildiğimiz her noktayla vedalaşmak zorunda kalabiliriz. Zaten turizmle geçinen pek çok ada artık fırtına ve seller nedeniyle “güvensiz” bulunduğu için tercih edilmiyor. Kayak sezonu eriyen karlar yüzünden tüm dünyada kısalmış durumda. Aşırı sıcak havanın sebep olduğu kuraklık ve salgın hastalıklar da turistleri uzaklaştıran etkenlerden. 

İklim değişikliği ile İsviçre Alpleri’nin yerini yakın bir gelecekte Sibirya alabilir.
İklim değişikliği ile İsviçre Alpleri’nin yerini yakın bir gelecekte Sibirya alabilir.

Öte yandan farklı bir durum da söz konusu: Bildiğimiz sıcak bölgeler artık aşırı sıcak olduğu için, dünün soğuk (ya da serin) bölgeleri, 2030 yılı civarında yeni tatil beldeleri olarak öne çıkabilir! Evet, belki Alpler’de karlar eriyor ama belki yeni kayak merkezi Sibirya olabilir! Hatta Kuzey Afrika sahilleri yeni tropik cennetler haline gelebilir.

Öyle bile olsa, turizm sektörü küresel sera gazı salınımında en önemli sorumlulardan biri. Havacılığın yüzde 40, ulaşımın yüzde 30, yiyecek ve konaklama dahil mal ve hizmet sektörlerinin yüzde 30 oranında sera gazı salınımına neden olduğunu düşünürsek tüm bu sektörlerin bir parçası olan turizmin de sera gazının yüzde 8’inden sorumlu olduğunu söyleyebiliriz. Bunun anlamı şu: İklim değişikliği ile ilgili olarak turizm sektörü, inşaat sektöründen çok daha kirletici! Üstelik beklenti de 2030’a dek turizm kaynaklı karbondioksit salınımının yüzde 25 artması.

Bütün bunlara karşılık alınan önlemler de var. Örneğin The World Travel and Tourism Council (WTTC), 2019 yılında başlattığı bir eylem planıyla, 2050 yılına dek tüm dünyanın “iklim nötr” olmasını hedefliyor. Bunun için Tek Gezegen Sürdürülebilir Turizm Programı da teşvik ediliyor. Turizmle geçinen ya da turizmden şu ya da bu şekilde yararlanan tüm ülkelerin, kamu ya da özel sektör fark etmeksizin bir devlet politikası olarak bu programa dahil olması ise birincil hedef.

Sağlık sektörü bıçak sırtında

Sera gazı emisyonlarının son 25 yılda hedeflerin çok altında azaltılabildiği bilinen bir gerçek. Azalan biyoçeşitlilik, kirlenen su kaynakları, hava ve gıda ürünleri; susuzluk, salgın hastalıklar vb. de sağlığımızı tehdit ediyor. Dünya Sağlık Örgütü WHO verilerine göre iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri sebebiyle 2030-2050 arasında her yıl fazladan 250 bin ölüm bekleniyor! Aşırı sıcakların insan psikolojisi ve akıl sağlığı üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle cinnet, cinayet ve intihar vakalarında da artış bekleniyor. 

İklim değişikliğinin etkileriyle sağlık sektörüne her zamankinden daha çok ihtiyaç duyacağız.
İklim değişikliğinin etkileriyle sağlık sektörüne her zamankinden daha çok ihtiyaç duyacağız.

Ancak şunu unutmamak gerek: İklim değişikliğinin sebep olduğu hastalıklar sebebiyle tedavi amaçlı teslim olduğumuz sağlık sektörü de hem sera gazı emisyonu hem de tıbbi atık ve ilaç kirliliği sebebiyle bu işten sorumlu! National Center for Biotechnology Information verilerine göre sağlık sektörünün küresel karbondioksit emisyonuna katkısı 514 kömür santraline eş ve bu da küresel emisyonun yüzde 4,4’ü demek! Üstelik sağlık hizmetlerinde daha ileri olan gelişmiş ülkelerin bu orandaki payı çok daha fazla. Uluslararası tıp dergisi Lancet’in The Lancet Countdown on Health and Climate Change araştırmasının verilerine göre iklim değişikliği, insan sağlığı ile bağlantılı 43 noktada etkili oluyor. Rapordaki ilginç verilerden biri de şu: Dünyadaki partikül kirliliğinden kaynaklanan toplam ölüm sayısı 2015’te 2,95 milyonken 2018’de 3,01 milyona yükselmiş.

Sağlık sektörü açısından yapılabilecekler ise bir anlamda sınırlı. Öneriler arasında şunlar var: Kirletici anestezi gazları yerine aynı derecede güvenli intravenöz (damar yoluyla verilen) ilaçların kullanılması; nefrolojide, hemodiyalizde enerji ve su kullanımının azaltılması, plastik kullanımını azaltmak için tek kullanımlık malzemeler ile tıbbi cihazların döngüsel olarak kullanılması ve bu malzemelerde geri dönüşümün teşvik edilmesi… İlaç sektörünün ve ilaç sanayiinin sebep olduğu kirliliğin azaltılması da hedefler arasında.

Kaynak:

https://www.ncbi.nlm.nih.gov

https://sustainabletravel.org/

https://www.weforum.org/reports/the-global-risks-report-2020 

Benzer İçerikler

Okyanuslarda SOS: Sular renk değiştiriyor

Okyanuslarda SOS: Sular renk değiştiriyor

Yaşam maliyeti ve iklim krizleri yarışıyor

Yaşam maliyeti ve iklim krizleri yarışıyor

Aşırı hava olaylarında Türkiye Avrupa’nın en kırılganı

Aşırı hava olaylarında Türkiye Avrupa’nın en kırılganı

PSM Awards 2020'de yılın en iyileri seçildi.

PSM Awards 2020'de yılın en iyileri seçildi.